Kısasa Kısas Kuran’da Geçiyor Mu? Siyaset Bilimi Perspektifinden Bir Değerlendirme
Günümüz siyaset dünyasında, güç ilişkileri, toplumsal düzenin inşası ve bu düzenin korunması gibi konular hiç olmadığı kadar önemlidir. İnsanların eşitlik, özgürlük ve adalet talepleri, çoğu zaman iktidarın meşruiyetiyle, devletin ve toplumun farklı kurumlarıyla şekillenir. Ancak bu taleplerin nasıl ve hangi araçlarla yerine getirileceği konusu, tarihsel olarak farklı toplumlarda ve kültürlerde değişiklik gösterir. Bu bağlamda, eski dönemlere ait metinlerin, özellikle dini metinlerin siyasal yapıların şekillenişindeki rolünü ve gücünü anlamak, günümüz toplumsal ve siyasal sistemlerini anlamada önemli bir anahtar olabilir.
Özellikle “kısasa kısas” gibi kavramların toplumsal düzenin sağlanmasındaki yerini incelediğimizde, bu tür ilkelere dayalı bir adalet anlayışının, günümüz hukuk sistemlerinde nasıl ve ne şekilde varlığını sürdürdüğünü sorgulamak oldukça ilgi çekicidir. “Kısasa kısas” kavramı, halk arasında “göz göze, diş dişe” şeklinde de ifade edilir. Peki, Kuran’da “kısasa kısas” gerçekten geçiyor mu? Bu sorunun yanı sıra, bu tür bir kavramın siyasal ideolojilerle, meşruiyetle ve yurttaşlık anlayışıyla ne gibi bağlantıları vardır? Bu yazıda, “kısasa kısas” kavramını, iktidar, kurumlar, ideolojiler, yurttaşlık ve demokrasi perspektifinden ele alarak günümüz siyasal tartışmalarıyla ilişkilendireceğiz.
Kısasa Kısas ve Kuran’daki Yeri
Kuran’da “kısasa kısas” terimi, bir suçun karşılığında aynı suçun cezalandırılması anlamında kullanılmaktadır. Bu, özellikle “Bakara” suresinde 178. ayette yer almaktadır: “Ey iman edenler! Kısasa kısas vardır. Ölüme karşı ölüm, yaralanmaya karşı yaralanma, göz için göz, diş için diş, yaralar için yara… Fakat kim affederse, bu onun için bir kefaret olur.” Burada görülen temel öğe, adaletin sağlanması için suçların, suçu işleyenle orantılı bir şekilde cezalandırılmasıdır.
Fakat bu öğe, hemen her toplumda olduğu gibi, zaman içinde farklı yorumlara ve uygulamalara tabi tutulmuştur. Örneğin, bazı islam hukuk sistemlerinde kısasa kısas, orantılılık ilkesine dayalı bir uygulama olarak kabul edilirken, modern hukuk sistemlerinde “orantılılık” kavramı daha farklı bir biçimde, suçu işleyenin toplumsal tecrit edilmesi gibi yöntemlerle ele alınmaktadır. Peki, bir suçun karşılığında aynı suçun cezası, gerçekten bir adalet mi, yoksa iktidar mekanizmalarının halkı denetleme ve güç ilişkilerini pekiştirme aracı mı? Kısasa kısas, toplumsal düzeni koruma amacıyla uygulanabilir mi, yoksa bunun yerine daha özgürlükçü bir yaklaşım mı gereklidir?
İktidar, Meşruiyet ve Kısasa Kısas
Kısasa kısas kavramının, tarihsel olarak çoğu zaman iktidarın meşruiyetini pekiştirmek için kullanıldığı söylenebilir. Özellikle mutlak monarşiler ve totaliter rejimlerde, cezaların orantılılık ilkesine dayalı olarak uygulanması, iktidarın adalet anlayışını halkın gözünde haklılaştırma çabası olabilir. Bu durum, iktidarın baskın olduğu bir yapıyı pekiştirebilir ve hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı bir şekilde, güç odaklarının halk üzerindeki egemenliğini pekiştirebilir.
Ancak modern demokratik toplumlarda, meşruiyet genellikle halkın katılımına ve devletin adalet ilkesine uygun hareket etmesine dayalıdır. Kısasa kısas gibi ceza anlayışları, bu toplumlarda çoğunlukla insan hakları ve adaletin evrensel ilkelerine uygun olmayan bir yöntem olarak değerlendirilir. Bu noktada, toplumsal sözleşme teorisinin ve demokrasinin temel öğesi olan katılım ve özgürlük kavramları, daha geniş bir çerçeveye yerleştirilir. Dolayısıyla, kısasa kısas gibi cezalandırma yöntemleri, güç ilişkileri üzerinden adaletin sağlanması değil, adaletin evrensel ilkeler üzerinden sağlanması gerektiğini savunan bir anlayışa karşıt bir yaklaşım sunar.
Toplumsal Düzen ve Kısasa Kısas
Toplumsal düzenin sağlanmasında, hukukun üstünlüğü, bireysel hakların korunması ve toplumdaki güç ilişkilerinin denetlenmesi büyük bir öneme sahiptir. “Kısasa kısas” gibi yöntemler, toplumsal düzenin sağlanması için etkili olabilse de, aynı zamanda bir toplumda eşitsizlikleri derinleştirebilir. Örneğin, belirli grupların daha fazla mağdur olabileceği bir ortamda, kısasa kısas cezası, bu grupların güçsüzleşmesine ve dışlanmasına yol açabilir.
Bugün dünyada birçok ülkede, toplumsal düzeni korumak amacıyla uygulanan ceza yöntemlerinin çoğu, rehabilitasyon ve suçlunun topluma yeniden kazandırılmasına dayalıdır. Bunun yanında, ceza sistemlerinde “cezalandırma” ilkesinin ötesinde, suçlunun topluma yeniden entegre edilmesi amacıyla alternatif yöntemler uygulanmaktadır. Bu bakımdan, kısasa kısas gibi cezalandırıcı yaklaşımlar, toplumsal düzene zarar vermek bir yana, güç dengesizliklerini daha da derinleştirebilir.
Demokrasi, Yurttaşlık ve Kısasa Kısas
Demokrasilerin temel özelliklerinden biri, bireylerin eşit haklara sahip olmalarıdır. Her birey, devletin belirlediği kurallara uymakla yükümlüdür, ancak aynı zamanda devlete karşı da haklarını savunma hakkına sahiptir. Burada, yurttaşlık haklarının ve özgürlüklerin ne kadar güvence altına alındığı, adaletin nasıl sağlandığı ile yakından ilişkilidir.
Kısasa kısas gibi cezalandırma yöntemleri, özellikle bireylerin haklarının ihlali söz konusu olduğunda, demokrasinin temel ilkeleriyle çelişebilir. Toplumsal katılım ve eşitlik, halkın kendini ifade etme hakkı ve adalet arayışı, çoğu zaman kısasa kısas gibi cezaların ötesinde daha insani ve demokratik çözümler gerektirir. Günümüzde, toplumsal sorunların çözümünde, çoğu demokratik ülke, adaletin sağlanması için rehabilitasyon, uzlaşma ve toplumsal entegrasyon gibi yöntemleri tercih etmektedir.
Güncel Siyasal Olaylar ve Kısasa Kısas
Günümüzde, özellikle Orta Doğu’da, bazı hükümetler, kısasa kısas gibi cezalandırıcı yöntemleri, toplumların huzurunu sağlamak adına uygulamaya koymaktadır. Ancak bu tür uygulamalar, sıklıkla uluslararası insan hakları örgütleri tarafından eleştirilmektedir. Bu eleştiriler, güç odaklarının, devletin meşruiyetini halk nezdinde sağlamlaştırmak amacıyla, toplumsal eşitsizlikleri daha da pekiştirdiğini öne sürer.
Bir örnek, Suudi Arabistan’daki cezalandırma politikalarıdır. Bu ülkede, bazı suçlar için kısasa kısas uygulamaları, toplumsal düzeyde derin tartışmalara yol açmaktadır. Bu tür uygulamalar, bir yandan iktidarın otoritesini güçlendirirken, diğer yandan toplumda yaygın bir güvensizlik ve adaletsizlik hissiyatı yaratmaktadır. Bu bağlamda, kısasa kısas gibi cezaların toplumsal düzene nasıl etki ettiğini ve demokratik değerlerle nasıl bir çelişki oluşturduğunu daha iyi anlayabiliriz.
Sonuç: Adaletin Evrensel İlkeleri Üzerine Düşünceler
Kısasa kısas, adaletin sağlanması için bir yol olabilir, ancak bunun toplumsal etkileri ve iktidarın meşruiyeti üzerindeki yansıması çok daha karmaşıktır. Toplumlar, adaletin ne şekilde sağlanacağı konusunda farklı yaklaşımlar geliştirmiştir ve bu yaklaşımlar, genellikle toplumun ideolojik yapısı, güç ilişkileri ve katılım düzeyine dayanır. Modern demokratik toplumlarda, adaletin sağlanması için alternatif yaklaşımlar, özgürlük, eşitlik ve katılım gibi temel değerlerle uyumlu olmalıdır. Kısasa kısas gibi cezalandırıcı yöntemlerin ötesinde, daha insani ve demokratik çözümler aramak, toplumların huzurunu ve düzenini sağlamak adına daha etkili olabilir.
Peki sizce, adaletin sağlanmasında cezaların orantılılığı yeterli mi, yoksa daha derinlemesine bir toplumsal çözüm mü gereklidir? Kısasa kısas gibi cezalandırıcı yöntemlerin toplumsal eşitsizlikleri nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz? Adaletin evrensel ilkeleri, toplumların güçlü ve zayıf yönlerini nasıl şekillendiriyor?