Hayatımızda bazı kavramlar, zaman içinde toplumsal ve kültürel bağlamda büyük anlamlar kazanır. Bu kavramlar, yalnızca dildeki anlamlarıyla değil, aynı zamanda toplumsal algılarla da şekillenir. “İltica” ve “irtica” gibi kelimeler de bu tür kavramlardan biridir. Her iki kelime de benzer bir telaffuza sahipken, anlam dünyaları tamamen farklıdır. Eğitimin dönüştürücü gücünden bahsederken, bu tür kelimelerin doğru anlaşılması ve anlatılması, bireylerin toplumsal algılarında derin değişikliklere yol açabilir. Eğitimin, toplumsal farkındalık ve eleştirel düşünme becerileri geliştiren bir alan olduğuna inanıyorum. Bu yazıda, “iltica” ve “irtica” arasındaki farkları pedagojik bir bakış açısıyla ele alacak ve eğitimin bu kavramları doğru şekilde öğretmedeki rolünü inceleyeceğiz. İltica ve…
Yorum Bırakİlginç Not Defteri Yazılar
Godoman İnsan Ne Demek? Pedagojik Bir Bakış Öğrenme, insanlık tarihinin her döneminde evrim geçiren ve sürekli olarak dönüşen bir süreçtir. Her birey, yaşamı boyunca yeni bilgiler edinir, beceriler geliştirir ve kişisel deneyimlerinden dersler çıkarır. Ancak bu süreç, sadece bilgi edinme süreci değil, aynı zamanda bireyin düşünsel ve duygusal gelişimiyle iç içe geçmiş bir yolculuktur. Eğitim, bir toplumun geleceğini şekillendiren en güçlü araçlardan biridir ve bu aracın gücü, öğrenmenin insanı nasıl dönüştürdüğünü anlamakla başlar. Peki, “Godoman insan” nedir ve bu kavram pedagojik bir açıdan nasıl ele alınmalıdır? Bu yazıda, bu soruya yanıt ararken, öğrenme teorilerinden öğretim yöntemlerine, teknolojinin eğitimdeki rolünden pedagojinin…
Yorum BırakKorozyon Olayı: Toplumsal Yapıların ve Bireylerin Etkileşimi Üzerine Bir Düşünce Korozyon, bir yüzeyin kimyasal ya da elektro-kimyasal reaksiyonlarla aşındığı bir fenomendir. Ancak, bu basit tanımın ötesinde, toplumsal bağlamda korozyon, bireylerin ve toplumların yıkıcı etkileşimlerinin, değerlerin ve normların bir sonucu olarak şekillenen bir olgudur. Bu, yalnızca fiziksel yüzeylerin değil, toplumsal yapılar, kültürel pratikler ve bireylerin içsel yapılarının da aşındığı, zamanla zayıflayan bir süreçtir. Korozyonun bir meta olarak, bireylerin hayatında yer eden eşitsizlikler, toplumsal normlar ve güç ilişkilerinin etkisiyle nasıl şekillendiğini anlamak, yalnızca sosyolojik bir inceleme değil, aynı zamanda insan ruhunun ve toplumun derinliklerine inme çabasıdır. Korozyonun toplumsal bağlamda nasıl şekillendiğini incelemek…
Yorum Bırakİstanbul Geceye Adım Attığında: Edebiyatın Işığında Geceyi Keşfetmek Gece, İstanbul’da sadece bir zaman dilimi değil, bir hikâyedir. Her köşe başı, her karanlık sokak, her ışıklı caddede bir başka anlatının kapılarını aralarız. İstanbul’un gecesi, tarihi boyunca birçok edebiyatçının ve sanatçının kaleminden yansıyan, yalnızca bir mekân değil, bir anlam evrenidir. Gece, gölgelerin ve ışıkların dans ettiği, yalnızlığın, kalabalığın, hüzünlerin ve sevinçlerin iç içe geçtiği bir zaman dilimi olarak İstanbul’u şekillendirir. Herkesin bir geceyi farklı şekilde yaşadığı bu şehirde, edebiyat da geceyi bir başka biçimde tasvir eder. Bu yazıda, İstanbul’un gecesini edebiyatın derinliklerinden keşfedecek; kelimelerin gücüyle, semboller ve anlatı teknikleriyle şekillenen bir yolculuğa…
Yorum BırakHissenin Yanında “R” Ne Demek? Felsefi Bir İnceleme Giriş: Etik, Epistemoloji ve Ontolojinin Işığında Hayatın temel sorularını gündelik yaşamda sıkça gözden kaçırırız. Ancak her bir an, insanın içsel dünyasında, varlıkla, bilgiyle ve doğruyla ilgili çeşitli sorgulamalara kapı aralayabilir. Bir hisse senedi alırken, bir logo görüp bir anlam aradığınızda, belki de hepimizin karşılaştığı bir soru ile yüzleşiriz: “Hissenin yanında R harfi ne demek?” Bu soru, aslında sadece bir borsa terimi olmanın ötesine geçer ve etik, epistemolojik ve ontolojik düzeyde anlam katmanlarına ulaşır. R harfi, borsadaki hisse senetlerinin yanında “registered” (kayıtlı) anlamına gelir ve bir şirketin yatırımcılarıyla olan ilişkisini simgeler. Ancak bu…
Yorum BırakGazi Üniversitesi’nin Adı Değişti Mi? Edebiyatın Gücüyle Bir Anlatı Adlar, yalnızca birer tanımlama aracı değil, aynı zamanda kimliklerin, kültürlerin ve toplumların derinliklerine işleyen sembolleridir. Bir okulun ya da üniversitenin adı, sadece o kuruma ait bir kelime grubundan ibaret değildir; aynı zamanda o kurumun geçmişini, kültürünü, ideolojisini ve toplumsal anlamını taşıyan bir hikâyedir. Peki, bir üniversitenin adının değişmesi, edebiyatın gözünden nasıl okunur? Bir toplumsal yapının yeniden inşa edilmesiyle, onun tarihsel ve kültürel kimliği nasıl dönüşür? Gazi Üniversitesi’nin adının değişip değişmediği sorusu, sadece bir bürokratik değişikliği sorgulamakla kalmaz, aynı zamanda daha derin bir toplumsal dönüşümün, kimlik arayışının ve kültürel yeniden yapılandırmanın ipuçlarını…
Yorum BırakFirfilika: Edebiyatın Sözlü Gücü ve Dönüştürücü Etkisi Edebiyat, hem bir ifade hem de bir keşif biçimidir. İnsanların hayal güçlerini, duygusal derinliklerini ve içsel dünyalarını dışa vurdukları bu sanat dalı, sadece sözcüklerin bir araya gelmesinden ibaret değildir. Edebiyat, aynı zamanda dönüştürücü bir güce sahiptir. Her kelime, her anlatı, bir bakıma okurun zihninde ve kalbinde bir değişim yaratabilir. İşte bu yüzden edebiyatın gücü yalnızca anlatılanla değil, anlatıcının kullandığı dilin incelikleriyle de ölçülür. Kelimeler sadece iletişim aracı değil, bir dünya inşa etme, anlam yaratma ve bireysel gerçekliklere dokunma yoludur. Bu yazıda, “firfilika” kelimesinin edebi perspektiften nasıl bir derinlik taşıdığına, hangi sembollerle ilişkili olduğuna…
Yorum BırakHayatın ilk yılında, bir bebeğin çevresiyle kurduğu ilk ilişki sadece fiziksel temas değil, aynı zamanda gıdalarla olan ilk temasları da içerir. Bir içecek ya da meyve, bebeğin bedeninde olduğu kadar zihninde de bir iz bırakır. Bu yüzden, “Frenk üzümü bebeklere ne zaman verilir?” sorusu yalnızca beslenme talimatı değil; aynı zamanda bir bebeğin bilişsel, duygusal zekâ ve sosyal etkileşim becerilerinin gelişimi bağlamında ele alınması gereken bir meseledir. Bu yazıda, Frenk üzümünü bebeklerin diyetine eklemenin psikolojik boyutlarını incelerken, bilimsel pratiklerle içsel deneyimlerimiz arasındaki ilişkiye ışık tutacağız. Frenk Üzümü ve Bebek Beslenmesinde Gelişimsel Hazırbulunuşluk Bebeklerde katı gıdalara geçiş genellikle 6 aylık civarında önerilir;…
Yorum BırakTüremiş Olup Olmadığını Nasıl Anlarız? Edebiyat Perspektifinden Bir Bakış Dil, sadece kelimelerden ibaret değildir; o, kültürlerin, toplumların ve insan ruhunun taşıdığı anlamları, duyguları ve düşünceleri yansıtan bir aynadır. Kelimeler, yalnızca iletişimin aracısı değil, aynı zamanda insanlık tarihinin derinliklerinde yankı bulan seslerdir. Edebiyat, kelimelerin bu gücünü en iyi şekilde keşfeder ve bize anlatıların dönüştürücü etkisini hatırlatır. Edebiyatın içindeki her kelime, bir anlam evrenine açılan kapıdır. Bazı kelimeler bir kökten türetilirken, bazıları türemiş bir biçimde karşımıza çıkar. Türemiş kelimeler, dilin büyüsüyle yeni anlamlar yaratırken, metnin içine gizlenmiş bir iz sürücü gibi işlev görür. Bu yazıda, türemiş kelimelerin nasıl tanımlandığına ve bu kavramın…
Yorum BırakKonuşurken Salya Akması ve Ekonominin Temel Sorunları: Kıtlık, Seçimler ve Sonuçlar İnsanın seçimleri, her zaman ekonominin temel dinamikleriyle yakından ilişkilidir. Her bir karar, kaynakların nasıl tahsis edileceği ve bu tahsisin getireceği sonuçlar üzerinde önemli etkiler bırakır. Bireysel tercihler, ekonomik sistemin işleyişini şekillendirirken, kamu politikaları ve toplumsal refah gibi daha büyük ölçekli yapılar da aynı süreçlere etki eder. Ancak bu seçimler, yalnızca ekonomik teoriyle değil, bazen fiziksel ve psikolojik faktörlerle de iç içe geçer. Örneğin, “konuşurken salya akması” gibi basit bir fiziksel tepki, ekonomik analiz perspektifinden bakıldığında, kaynak kıtlığı, fırsat maliyeti ve dengesizliklerle ilgili daha derin bir anlam taşıyabilir. Peki, konuşurken…
Yorum Bırak