İçeriğe geç

Dikiş acilsa ne olur ?

Dikiş Açılırsa Ne Olur?

Bir an için durup düşünelim: Bir yarayı kapatan dikiş, gerçekten yalnızca bedeni mi bir arada tutar? Yoksa bizi bir arada tutan anlamların, değerlerin ve bilgilerin de sessiz bir metaforu mudur? Dikiş açıldığında akan sadece kan mıdır, yoksa bastırılmış sorular, ertelenmiş yüzleşmeler, üstü örtülmüş hakikatler mi görünür olur? İnsan, çoğu zaman kendini toparlanmış, iyileşmiş sanırken hangi dikişlerin sessizce gevşediğini fark etmez. İşte bu yazı, “dikiş açılırsa ne olur?” sorusunu tek bir yaşa, kimliğe ya da deneyime sabitlemeden; etik, epistemoloji ve ontoloji eksenlerinde dolaşarak düşünmeye davet ediyor.

Etik Perspektiften Dikişin Açılması

Dikiş Bir Sorumluluk Mudur?

Etik, en yalın hâliyle ne yapmamız gerektiği sorusuyla ilgilenir. Dikişin açılması, etik açıdan ilk bakışta bir ihmal, bir kusur gibi okunur. Bir cerrahın attığı dikişin açılması, tıbbi etik bağlamında sorumluluğu, özeni ve öngörüyü gündeme getirir. Ancak felsefi düzlemde bu soru daha geniştir: Bir arada tutmamız gereken şeyleri gerçekten tutmalı mıyız?

Aristoteles’in erdem etiği, dikişi “ölçülülük” kavramıyla ilişkilendirir. Çok sıkı atılan bir dikiş dokuyu öldürebilir; çok gevşek olan ise yarayı açık bırakır. Burada erdem, aşırılıklar arasında doğru dengeyi bulmaktır. Dikişin açılması bazen bir hata değil, yanlış atılmış bir dikişin kaçınılmaz sonucudur.

Çağdaş Etik İkilemler

Güncel tartışmalarda etik, yalnızca bireysel eylemlerle sınırlı değildir. Yapay zekâ sistemlerinin “toplumsal yaraları” kapatma iddiası, bu bağlamda dikkat çekicidir. Algoritmalar, adaletsizlikleri onarmak için tasarlanır; ancak çoğu zaman bu dikişler açılır ve daha derin yaralar görünür hâle gelir. Burada soru şudur: Yanlış bir düzeni yamamak mı daha etik, yoksa dikişin açılmasına izin verip yarayla yüzleşmek mi?

Etik Açıdan Temel Sorular

– Bir yarayı kapatmak, her zaman iyilik midir?
– Dikişi açılan bir sistem, ahlaki olarak başarısız mıdır?
– Acının görünür olması, etik bir kazanım olabilir mi?

Epistemoloji: Dikiş Açıldığında Bilgi Ne Yapar?

Bilgi Bir Kapama Biçimi Mi?

Bilgi kuramı, neyi bildiğimizi ve nasıl bildiğimizi sorgular. Dikiş, epistemolojik açıdan bir “bilgi kapaması” olarak düşünülebilir. Travmalar, toplumsal kırılmalar ya da bireysel hatalar çoğu zaman belirli anlatılarla kapatılır. Resmî tarih, kişisel hafıza ya da bilimsel konsensüs, yarayı kapatan dikişler gibidir.

Michel Foucault, bilginin her zaman iktidarla iç içe olduğunu söyler. Bu perspektiften bakıldığında dikişin açılması, bastırılmış bilginin geri dönüşüdür. Görmezden gelinen gerçekler, alternatif anlatılar ve marjinal sesler, dikiş açıldığında görünür olur.

Şüphe ve Hakikat Arasında

Descartes’ın metodik şüphesi, bilginin dikişlerini bilerek sökme cesaretidir. “Ya bildiklerim yanlışsa?” sorusu, güvenli görünen kapatmaları tehlikeye atar. Ancak bu tehlike, hakikate giden yolun da ön koşuludur. Dikiş açıldığında ortaya çıkan kaos, yeni bir bilgi düzeninin başlangıcı olabilir.

Günümüzde “post-truth” tartışmaları tam da bu noktada yoğunlaşır. Hakikat sonrası çağda, hangi dikişin gerçekten gerekli, hangisinin ideolojik olduğu belirsizleşir. Bilgi bolluğu, paradoksal biçimde epistemik bir yaraya dönüşür.

Epistemolojik Gerilimler

– Bilgi, yarayı iyileştirir mi yoksa gizler mi?
– Hakikat, her zaman açığa çıkarılmalı mıdır?
– Bilmemek, bazen etik bir tercih olabilir mi?

Ontoloji: Dikiş ve Varlığın Kendisi

Varlık Parçalı Mıdır?

Ontoloji, “ne vardır?” sorusunu sorar. Dikiş, ontolojik olarak parçalı bir varlık anlayışını ima eder: Ayrı olan şeyler bir araya getirilir. Ancak Heidegger’e göre varlık, yalnızca bir araya getirilen parçalardan ibaret değildir; var olmak, dünyada “atılmış” olmaktır. Dikişin açılması, bu atılmışlığın görünür hâle gelmesidir.

Bir bedenin dikişi açıldığında, bedenin kırılganlığı ortaya çıkar. Bir kimliğin dikişi açıldığında, sabit sandığımız “ben” çözülür. Ontolojik güvenlik dediğimiz şey, aslında sürekli yeniden atılan geçici dikişlerden oluşur.

Süreklilik Yanılsaması

Modern ontoloji, özellikle süreç felsefesi (Whitehead), varlığı sabit değil akışkan kabul eder. Bu bakış açısına göre dikişin açılması bir istisna değil, kuraldır. Süreklilik, geçici bir yanılsamadır; kopuş ise varoluşun asli hâlidir.

Çağdaş nörobilim de benzer bir tablo çizer: “Benlik”, tutarlı bir özden ziyade, sürekli güncellenen bir anlatıdır. Bu anlatının dikişleri açıldığında, insan kendini yabancı hisseder; ancak bu yabancılık, varoluşun sahici deneyimlerinden biridir.

Ontolojik Sorular

– Bir şey, dikişleri olmadan var olabilir mi?
– Bütünlük, gerçek mi yoksa bir anlatı mı?
– Kopuş, varlığın düşmanı mı yoksa koşulu mu?

Güncel Tartışmalar ve Teorik Modeller

Bugün psikolojide “travma sonrası büyüme” kavramı, dikişin açılmasının dönüştürücü potansiyeline işaret eder. Yara yeniden açılır, hatta kanar; ama bu süreçte birey kendine dair daha derin bir farkındalık geliştirir. Benzer şekilde toplumsal hareketler de –örneğin iklim krizi ya da toplumsal cinsiyet tartışmaları– eski dikişlerin açılmasıyla ilerler.

Sistem teorileri, karmaşık yapıların kriz anlarında evrildiğini söyler. Dikişin açılması, sistemin çöküşü değil, yeniden örgütlenme ihtimalidir. Ancak bu ihtimal, acıyı ve belirsizliği göze almayı gerektirir.

Sonuç: Açık Kalan Yara ile Yaşamak

Dikiş açıldığında ne olur? Belki de en rahatsız edici olan, kesin bir cevabın olmamasıdır. Kan akar, acı hissedilir, korku doğar. Ama aynı zamanda hava değmeye başlar; bastırılmış olan görünür olur; sahicilik ihtimali belirir. İnsanın kendine sormaktan kaçtığı sorular, bu açıklıkta yankılanır.

Kapatmak mı daha cesurcadır, yoksa açılmaya izin vermek mi? İyileşme, her zaman eski hâle dönmek midir, yoksa başka bir şeye dönüşmek mi? Belki de mesele, dikişin hiç açılmaması değil; açıldığında onunla nasıl kaldığımızdır. Yaraya bakabilmek, aceleyle kapatmamak, acının bize ne söylediğini dinlemek… İşte insan olmanın kırılgan ama derin çağrısı tam da burada başlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
grandoperabet